Anasayfa Yap   Favorilerime Ekle  
+ BilimveHayat - Bilim ve Hayatın Merkezi » Genel » İslamiyet » Soru ve Cevaplar
 İsmail Kazdal Hoca ile Soru ve Cevaplar

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: İsmail Kazdal Hoca ile Soru ve Cevaplar  (Okunma Sayısı 590 defa) Seçenekler Arama
« : 06 Kasım 2007, 17:13:48 »
υℓт!мαтσм
Rektör
******


Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1071


Üyelik Bilgileri
İsmail Kazdal Hoca ile Soru ve Cevaplar

Soru: allah nasıl tanımlanır
 
Cevap: Allah, Kur'andaki kendi tanımlarıyla tanımlanır. Mesela, ihlas süresindeki ifadelerle temel olarak tanınır. Yani, EHAD, SAMED,, Doğmamıştır,Doğurmamıştır, gibi ifadelerle tanınır. Selamlar. İ.K. 4/11/2

Soru: Cifir ilmi nedir? Bu ilim ile uğraşmak günahmıdır? Birde Kerrubi melekleri denen melekler varmıdır?Görevleri nelerdir? 
Cevap: Cifir, matematik ilmi kullanılarak yapılan kahinliktir. Bir takım hayali döneler, temeller kurarak, onlara matematiksel yoldan, ilerki zamanlara ait bir takım çıkarsamalar yapmaktır. İzafi temelli matematik oyunlarındandır.
Ebced ise,harflere rakamlar izafe edip, o rakamlardan hareketle bilinmeyenleri çözmeye çalışmaktır. Elbette ki, tespit edilememiş bir illiyetten hareketle, istikbali keşfetmek, ya da hayati konularda hükümler çıkarmak batıldır.
Evet. İnsanlara çok yakın, hatta içinde olacak kadar melekler vardır ve onlar insanların hareketlerini sağlarlar. Selamlar. İ.K. 4/11/2007

Soru: hocam ben tevratı okumağa başldım ancak tevrat içersinde bizim kurandan alışık olduğumuz vahiy söyleminden çok farklı bir uslup var. şahsen ben kendim tevratın tamamının vahiy olup olmadığında şüpheye düştüm. ama kuran tevratı kabul ederek bize sunuyor bu durumda ben güünahanı girmiş oluyorum.
selamlar 
Cevap: İnsanlık tarihinde, her kavme kendi diliyle hitab eden sayısız nebi ve dört adet de Resul gelmiştir. Bir nebinin getirdikleri bozulmadan, öğretisi unutulmadan, yeni bir nebi ya da Resul gelmemiştir insanlar için. Zebur bozulup hükmü geçmeden Tevrat, Tevrat bozulmadan İncil, İncil Bozulmadan Kur'an gelmemiştir. Bu kutsal kitapların her biri, Kur'an dışında, insanlar eliyle bozulmadan zamanımıza gelmemiştir. Sadece Kur'an'nın gelişiyle birlekte tespit edildiği, kaleme raptedildiği tarihi bir vakadır. Diger kitaplar, indiği tarihten bazen asırlar sonra, tevatür halinde yaşarken, kitab haline getirilmiştir. Bir bakıma tevatüren gelmiş kitaplardır. Asılları yoktur.
Tevatüren gelen haberlerin de, aslı gibi olmayacağı gün gibi orta yerdedir. Bir kişinin konuştuğu şeyleri işitenlerin duyduklarını aynen nakledebildiği görülmemiştir. Onun için, mevcut Tevrat'ın içindeki Zebur, Tevrat'ın bizzat kendisi ve de İncil, nebi ve Resullerin ağzından çıktığı gibi değildir. Ağızdan çıkarken hemen yazıya geçirecek vahiy katipleri yoktur Davud'un, Musa'nın ve İsa'nın yanında.
Bu bakımdan, elimizdeki Tevrat ve İncil orijin değildir ve bir sürü hüraf ile doludur. Tevrat bir ırkın anayasası, İncil ise o kupkuru anayasaya ruh olacak bir hale gelmiştir. Evet. Aslı yok olan Tevrat, Yahudi ırkının ırkçı anayasasıdır. Allah'ın Musa'ya indirdiği tevrattan elbette ki bir takım bölümler vardır bu günkü Tevratta. Ama, onların geçerli olanları zaten Kuran'a alınmıştır. Kuranda Hz. Musa'nın hakkında ne söylenmişse, bizim için Tevrat onlardır. İsa için ne söylenmişse, bizim için İncil odur.
Kısaca, Tevrdat Kuran'ın da bahsettiği gibi, Hz.Musa'ya indirilmiş vahiylerden oluşmuş bir kitap değildir. Bizim inanmak durumunda olduğumuz Tevrat, indirilmiş olan asıl Tevrattır. Tıpkı İncil'de olduğu gibi.
Evet. Tevrat da, İncil de tahrifata uğramış iki kitaptır. Aslı Kuran'da olduğu kadardır. Ama yine de bu kitapların çok iyi okunması gerekmektedir. Çünkü tahrife uğramış olsalar da, onlara inananlar vardır bu dünyada ve onlara inanların neler yaptıklarını ve ne için yaptıklarını anlamak için de bizim bu kitapları okuyup anlamamız gerekmektedir.
Hiristiyanlar bizleri anlamak için müsteşrikler yetiştirmişlerdir. Bizim de mustağripler ve Tevrat bilginleri yetiştirmemiz gerekmektedir. Çünkü, bugünün güçlüleri bu kitapların gösterdiği hedeflere ulaşmak için arzı dizayn etmeye çalışmaktadırlar. Sevgi ve selamlar. İ.K. 25/10/2007

Soru: Uzun zamandır size siyasi sorular mı gelmiyor, yoksa siz mi korkup bu mealde gelen soruları siliyorsunuz? Yoksa, ülkemizin şu sıralar içinden geçtiği iç ve dış olaylar Cumhurbaşkanı seçme döneminden daha mı az dıkkat çekici sonuçlar doğrucaktır da, siz bu tarz olaylara cevap vermeden bekletiyorsunuz.
Böyleyse, nasıl oluyor da, anayasa tartışmaları, ya da askere direktif verecek teskerenin çıkması küçümseniyor ve hesaba alınıp cevaplar verilmiyor? Ülkede yapılan refarandumun, alınan yurt dışına sevkedilecek asker için teskerenin bir kıymeti yoksa biz de bilip, bu kdar endişe etmeyelim.
Güvenerek rey verip yeniden hükümet kurdurduğumuz R.T.E. artık tanımadığımız bir duruma geldi. Şövenlearden daha şöven, şahinlerdern daha şahin, devletçilerden daha devletçi hale gelmiş görünüyor. Bu durumda biz birey hürriyyetçileri olarak ne yapacağız. Yeniden hürriyetimiz hakkında kabuslar mı yaşayacağız. Hürriyet umutlarımız uzaklarda mı kaldı?
Şu anda olanlar hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyoruz. Bizim için sizin bu konulardaki görüşleriniz büyük önem taşımaktadır. Saygılarımızla. 

Cevap: Evet. Dediğiniz gibi. Cumhurbaşkanlığı bunalımlarından bu yana sitemize siyasi içerikli sorular gelmiyor. Bunun sebeplerini ben de bilmiyorum. O günlerin yoğunluğunda sitemiz çeşitli zamanlarda karartılmıştı ve biz o zamanki bunalımın aşamalarına uygun cevapları verecek sorulara muhattap olamamıştık. Belki de, siyasi sorulara verdiğim cevaplardaki mantığı kavrayan izleyiciler, artık siyasi olaylar hakkında kendileri düşünmeye ve manalandırmaya başlamıştır ve de bana ihtiyaçları kalmamıştır. İnşallah da böyledir. Neyse, onlar gelip geçti ve herşey tabii seyrine ulaştı. Ama ülke zaman ve dolayısı ile de kan kaybetti. Bu kanı kaybettirenlerin umurları bile olmadı kayıplardan ve bütün şiddetleriyle, nehri geri akıtma çalışmalarına devam etmektedirler.
Sorduğunuz bütün sorular, nehri geri akıtma operasyonları ile ilgilidir. Ve elbette en az Cumhurbaşkanlığı bunalımlarını doğuran günlerdeki vahameti taşımaktadır.
Ama, ben, siyasi konuların arka planını anlayacak ve açacak koordinatları bundan önceki siyasi sorulara verdiğim cevaplarda tamamladığıma inanıyor ve sizin bu koordinatları kullandığınız taktirde, doğru yorumlar yapacağınızdan da çok eminim.
Mutlah hürriyet diye bir şart yoktur bu alemde. Herkes maddi ya da manevi sınırlar içinde yaşamak zorundadır ve hür değildir. Biz Müslümanların hürriyetten anladığı ise, kulun kula esir olmamasından ibarettir. "La ilah" diyerek bu hürriyeti ilan etmiş olduğumuza inanmaktayım. Ama bu inancı bir türlü hayata geçirememiş ve kulun kula kulluğuna engel olamamışız bütün tarih boyu ve de güanümüzde. Bu büyük suçu biz müslümanlar işledik asırlar boyu. Çünkü, bizden başka hiçbir din mensubu kula kulluktan insanlığı kurtaramaz. Çünkü, bizden başka bütün medeniyetler, yeryüzü güçlerine tapınmaktadır ve onların hukuklarına izin vermektedir. Kuvvete dayalı hukukun hak ve adalet sağlaması ve insanı hür bırakması mümkün değildir. Özellikle Batı dünyasının kula kulluktan kurtulma anlamındaki insan hakkına katkı sağlaması mümkün görünmemektedir. Çünkü, Batı medeniyetinin temelinde var olan Hiristiyanlık, İslam peygamberini peygamber, dinini din, Kuran'ını Allah kelamı saymamaktadır. Sadece bu sebeple, dinler arası diyaloğa imkan yoktur. Biz Musa'yı, İsa'yı resul saymışlar olarak elbette bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiğine inanır ve diyaloğa hazır halde bekleriz. Ama, bizim dinimizi din olarak görmeyen Batı dünyası bu diyaloğu istese de başaramaz. Demek oluyor ki, diyaloğ ham bir hayalden öte geçmez utopyadır. Onun için çatışma kaçınılmazdır. Sadece bu çatışmanın kuralları konusunda Müslümanlar bir karar vermiş değildir ve bunun için güçlü öteki mledeniyet sahipleriyle kora kor mücaedele vermek gibi bir yanlışa düşülmüştür.Halbuki ise,İslam, her türlü arac kullanılarak yapılan tebliğ ve açıklama dinidir. Bizim sıcak çatışmaya ihtiyıcımız yoktur. Hele de otoritelerin kabul ettirdiği kutsallar adına çatışma yapmak bizim için en büyük günahlardan biri olur.
Onun içindir hürriyeti arayanlar, önce beyinlerinin içideki suni kutsalları bertaraf etmeli ve kendilerini hür bırakmalıdırlar. Bu hür bireyler diger bireylerin hürriyetlerine de kapı açmış olabilirler ve böylece "SELA"yı ikame edebilirler.
Bütün bu sözlerden sonra, Türkiye'de son zamanlarda olan bitenler hakkında birşeyler söyleyecek olursak, şunları söyleyebiliriz:
Ortalığı hamasi duygular sarmış gitmektedir. Enç çok da, Batı medeniyetinin hayat tarzlarına bağlı olduğu halde Batı düşmanlığı yapan beyaz Türklerin, hayranı oldukları Batıya karşı hamaseti insannın gözlerini yaşartıyor. Atıp tutuyorlar ve bu zavallı ülkenin insanlarını ve cinlerini ucu bucağı görülmez bir bataklığa sürüklemeye çalışıyorlar. Üstelik de, zenci Türklerin iktidarını da arkalarına takıp yapıyorlar bu facia çağırılarını. Elbette ve maalesef, söylediklerinin yaptıkları tehditlerin hiçbirini de yapacak durumlda değildir ülkemiz. Kafa tuttuğumuz enternasyonal güçlere bağlıdır maddi manevi bütün can damarlarımız. Bu durumu bizim halkımız henüz bilmiyor ve hamaset gösterileine büyük bir coşkuyla katılıyor. Ama, bizden başka dünyanın her ülkesindeki yöneticiler, yapılan tehditlerin boş sözler olduğunu gayet iyi bilmekte ve ülkemiz için vahim durumları devam ettirmektedirler. Irak'a, şayet orada hakim olan güçler belli maksatlarla istemedikleri taktirde, bizim ordumuz adımlarını bile atamazlar. Hele de ekonomik bağları koparmak tehdidi hiç yapamazlar. Çünkü, Irak'ın bize olan bağımlılığından daha çok, biz bağlıyız Irak'a ekononik açıdan. Başta, Petrolümüzün büyük bir bölümü oradan gelmektedir yurdumuzdaki petrol boru hatlarıyla.
Yani kısaca; hamasi tehditler boşunadır. Çözüm siyasidir ve bu siyasi çözüm, ülkemizdeki ve Ortadoğudaki baş aktörlerin niyetlerini iyi anlayıp, az zayiat vermeye çalışarak, bir şeyler koparabiliriz belki. Her kazancın bir bedeli var. Unutulmasın ki, ABD nin dünyadaki ağızlarından biri olan Soroz,"Türkiye'nin en büyük ihracatı ordusudur"demiş, ve Türkiye'ye biçilmiş görevi açıklamıştır. Evet. Büyük bir orduya sahiptir Türkiye, ve büyük orduyla, enternasyonal güç adına Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlara jandarmalık yapar ve ayakta kalmaya çalışır, o kadar.Selam ve sevgiler. İ.K. 23/10/2007

Soru: kadınlar çalışmalımıdır yoksa çalışmamalımıdır ?
 
Cevap: Eğer kadınlar az dünyalığa razı olurlarsa, o zaman çalışmayabilirler. Aksi taktirde, yani gördüğü ya da duyduğu herşeyi isteyen kadınların var olduğu bid dünyada, bu istekleri bir erkek gaddarlık ya da talancılık yapmadan karşılayamaz. Böylece de kadınlar doymak bilmez tüketim iştahlarını karşılamak için çalışmak durumunda kalırlar. Elbette ki kadınlar zaten koca bir aileyi çekip çevirdği için, zaten en çok çalışanlardan olmaktadır. Bir de dışarıda çalıştırmak büyük bir zülümdür. Selamlar. İ.K. 23/10/2007

Soru: Faize var, memura yok. Tayyip niye böyle yapıyor Hocam.Tayyib'e yakışıyor mu bu? 

Cevap: Bir siyası parti öyle kolayca ülkenin ekonomik güçlerinin üzerine gidemez. Çünkü, ekonomik gücü elinde tutanlar ne yapar eder, böyle bir siyasi partiyi tarihe gömer. En halkın yanındaki partiler dahi, ülkenin ve de dünyanın ekonomik güçlerine dayanmasa bile, onları hiç olmazsa nötr tutabilmelidir. Humeyni İran'a zaferle döndüğü zamanlarda, o zamanın bilderberg başkanı ve Amerikanın doğu polotıka uzmanı ve milli güvenlik konseyi Zibigniev Brazinski "Biz İslama saygılıyız. Ama dünyada kurulmuş ekonomik dengeleri bozmaması şartıyla" demiş ve anlatmaya çalıştığım durumu veciz bir şekilde ifade etmişti. Selam ve sevgiler. İ.K. 23/10/2007


Logged


   

   

   
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Lustrous by
sPaNdAu£r

FoRuMBoL Themes