Anasayfa Yap   Favorilerime Ekle  
+ BilimveHayat - Bilim ve Hayatın Merkezi » Ödev Arşivi » Fizik (Moderatör: MMİ)
 Yenilebilir Enerji Kaynakları

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Yenilebilir Enerji Kaynakları  (Okunma Sayısı 319 defa) Seçenekler Arama
« : 10 Aralık 2007, 11:01:37 »
MMİ
Özel Üye
*****


Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 41


Üyelik Bilgileri
Yenilebilir Enerji Kaynakları

2.1   Konunun Tanımı, Amaç ve Kapsamı 


Enerji amacı dahil su kaynaklarının geliştirilmesi, sosyo-ekonomik nedenlerin belirlenmesinden başlayarak gerçekleştirilen projenin tüm ekonomik ömrü süresince davranışının ve etkilerinin izlenmesine kadar pekçok aşamayı ve çok uzun bir süreci içermektedir. Bu aşamalar; planlama, tasarım, uygulama ve izleme ana başlıkları altında toplanabilir.

2.2   Türkiye’nin Kaynak Varlığı ve Mevcut Durum 

Türkiyenin yağış rejimi zaman ve yer bakımından oldukça düzensiz ve dengesizdir ve meteorolojik koşullara bağlı olarak her yıl önemli ölçüde değişim gösterme niteliğine sahiptir. Bu durumda, hidroelektrik üretimin de yıllara göre farklılıklar göstermesi kaçınılmazdır. Uzun yıllan kapsayan meteorolojik gözlemlere göre yılda ortalama 643 mm olan yağışlar 501 milyar m3 suya karşılık gelmektedir. Bu ortalama değerin ancak 186 milyar m3‘ünün çeşitli büyüklükteki akarsular aracılığı ile denizlere ve kapalı havzalardaki göllere doğru akışa geçtiği kabul edilmektedir. Akajularımızın düzenlenmesi ve maksimum faydanın sağlanabilmesi için bugün­kü etütlere göre 702 adet barajın inşa edilmesi gerekmektedir. 

Barajların yapımı bile akarsu akımlarının tam regülasyonuna olanak vermemektedir. Bu nedenle, orta ve uzun dönem enerji planlamalarında, hidroelektrik santralların sisteme güvenilir enerji katkılarının ancak %65 mertebesinde olacağı göz önüne alınarak, sistem yedekleri belirlen­melidir. 

Kısaca tanımlamak gerekirse, hidroelektrik enerji suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülmesi ile sağlanan bir enerji türüdür. Suyun üst kotlardan alt kotlara düşürülmesi ile açığa çıkan enerji türbinlerin dönmesini sağlamakta ve türbinlere bağlı jeneratörlerin dönmesi ile de elektrik enerjisi üretilmektedir. Üretilen enerji miktarı iki değişkene bağlıdır: 

a-  Düşü (Üst ve alt kotlar arasındaki düşey mesafe) 

b-  Debi (Türbinlere birim zamanda verilen su miktarı) 

Topografyası ve morfolojik yapısı göz önüne alındığında ülkemiz hem düşü, hem de su miktarı açısından şanslı sayılabilecek ülkeler arasında yer almaktadır. Avrupa’nın birçok ülkesinde termik ve nükleer enerji üretiminin hidrolik üretime oranla daha fazla olmasına karşın Türkiye’de termik ve hidrolik üretimin birbirine yakın olması bu durumun doğal bir sonucudur. 

Türkiye’nin kaynak varlığı ve mevcut durumuna göz atmadan önce, “teknik yapılabilirlik” ve “ekonomik yapılabilirlik” deyimlerinin açıklanması uygun olacaktır. 

Teknik Yapılabilirlik: Teknik açıdan söz konusu projenin gerçekleşmesine engel oluşturacak düzeyde herhangi bir mühendislik sorununun olmaması halidir. Örneğin aktif ve büyük fayların olduğu bir bölgede büyük bir baraj inşaası teknik açıdan hemen hemen olanaksızdır. Böyle durumlarda, projelerin teknik yapılabilirliklerinin olmadığı ifade edilmektedir. 

Ekonomik Yapılabilirlik: Bir projenin toplam yıllık gelirinin, toplam yıllık giderinden fazla olması halidir. Hidroelektrik santral projelerinin toplam yıllık gelirlerinin hesabında, hidro­elektrik santral projesinin yapılmaması durumunda onun yerine inşa edilebilecek, aynı paternde üretim yapan ve hidroelektrik kaynaktan sonra en ucuz enerji üretim kaynağı olabilecek bir tesisin yıllık giderleri, hidroelektrik santral için yıllık gelir olarak kullanılmaktadır. 

“Teknik Yapılabilirlik” ve “Ekonomik Yapılabilirlik” kavramlarına açıklık getirilmesinden sonra, Türkiye’deki hidroelektrik kaynak varlığının 3 kategoride incelenmesi gerekir. 

a)              Brüt Potansiyel: Ülkemizde mevcut hidroelektrik kaynakların üretim potansiyelinin, teknik ve ekonomik yapılabilirlik koşulları göz önüne alınmadan, teorik olarak mevcut tüm düşü ve ortalama debi kullanılarak hesaplanmasıdır. Türkiye’nin brüt hidroelektrik enerji potansiyeli 430 milyar kWh civarındadır. 

b)      Teknik Potansiyel: “Ekonomik Yapılabilir” olması koşulu göz önüne alınmadan, ülkenin hidroelektrik kaynaklarından “Teknik Yapılabilir” olanların tümünün değerlendirilmesi durumunda ulaşılacak üretim miktarıdır. Ülkemizin teknik hidroelektrik enerji potansiyeli 215 milyar kWh mertebesindedir. 

c)              Teknik ve Ekonomik Potansiyel_: Ülkenin brüt hidroelektrik potansiyelinin hem “teknik” hem de “ekonomik” olarak değerlendirilebilir bölümüdür. Yıldan yıla küçük farklılıklar göstermekle birlikte bugün için Türkiye’nin teknik ve ekonomik hidroelektrik potansiyeli 124.5 milyar kWh’dir. 

1997 yılı başı itibari ile mevcut duruma bir göz atıldığında, Türkiye’de 124.5 milyar kWh olarak bulunmuş olan teknik ve ekonomik potansiyelin şimdiye kadar sadece 36.341 milyar kWh’lik bölümünün kullanıma sunulduğu görülmektedir. Yani, gelişmiş olan ülkelerin hemen hemen tümünde bu potansiyelin büyük bir bölümünün değerlendirilmiş olmasına karşın, Türkiye’de işletmeye açılan tesislerle söz konusu potansiyelin ancak %29′luk bölümü hizmete sunulmuş durumdadır. Aşağıdaki tabloda ülkemizin teknik ve ekonomik hidroelektrik potansiyelinin değerlendirilmesine ilişkin şimdiye kadar yapılmış olan çalışmaların bir özeti verilmektedir.


Projenin Durumu 

 Üretim (GWh) 

 Yüzde 

 

 

Ülkemizde gerçekleşme oranının istenen düzeyde olmamasının başlıca nedeni olarak, hidro­elektrik santral projelerinin ilk yatırım maliyetlerinin diğer kaynaklarla kıyaslandığında yüksek oluşu gösterilebilir. 

Ancak, 124.5 milyar kWh olarak saptanmış bulunan teknik ve ekonomik potansiyel konusunda bir noktaya değinmek yararlı olacaktır. Bir hidroelektrik santralın ekonomisinin belirlenmesinde; daha önce de belirtildiği gibi, söz konusu hidroelektrik santralın yapılmaması durumunda onun yerine inşa edilebilecek, aynı paternde üretim yapan ve hidroelektrik kaynaktan sonra en ucuz üretim kaynağı olabilecek bir tesisin yıllık giderleri, hidroelektrik santral için yıllık gelir olarak kullanılmaktadır. Başka bir deyişle, yapılan ekonomik analizlerde, hidroelektrik santral başka bir üretim kaynağı ile karşılaştırılmakta ve daha ekonomik bulunursa önerilmektedir. Doğal olarak karşılaştırmalarda sadece ilk yatırım bedeli değil işletme ve yakıt giderleri de göz önünde tutulmaktadır. Örneğin, EİE tarafından hidroelektrik santrallar için yapılan ekonomik analizlerde karşılaştırmaya esas alınan referans santral türü “doğal gaz + ithal kömürle çalışan termik santral” grubudur. Bu durumda ithal kömür ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar hidroelektrik santralın ekonomik yapılabilirliğini olumlu yönde etkilemekte, yakıt fiyatlarının düşmesi ise referans santral grubunu avantajlı duruma getirmektedir.

Bilindiği gibi kömür, doğal gaz, petrol gibi enerji kaynakları “sınırlı kaynaklandır. Günümüzde sadece politik ve ekonomik çalkantılardan etkilenen bu yakıtların fiyatlarının, uzun dönemde “kaynak kıtlığı” sıkıntısından da etkilenmesi olasıdır. Bu nedenle, şimdiye kadar yıldan yıla küçük değişiklikler göstermiş olan 124.5 milyar kWh’lik teknik ve ekonomik potansiyelin, uzun dönemde önemli boyutlarda değişmesi süpriz olmayacaktır. Ancak yakın gelecek için, bu potansiyelde makro düzeyde bir artış veya azalma beklenmemektedir. 


2.3 Dünya Teknolojisinde Ulaşılan Düzey 

Dünyada hidroelektrik üretim 1925 yılında 78.7 TWh iken, 2000 yılında 4000 TWh’e ulaşacaktır. 2000 yılında, hidroelektrik üretimin toplam elektrik üretimi ve birincil enerji üretimindeki payının sırasıyla %14 ve %5.5 olacağı tahmin edilmektedir. Hidroelektrik santralların projelendirilmesi ve gerçekleştirilmesi

konusunda dünya teknolojisinde ulaşılan düzeyin tartışılmasından önce, konuya açıklık getirilmesi açısından, bir hidroelektrik santralı oluşturan belli başlı tesislerin kısaca tanımında yarar vardır. 

a)              Barajlar ve Regülatörler: Suyun birikmesi veya kabartılarak bir iletim yapısına doğru çevrilmesi amacı ile inşa edilmiş tesislerdir (genelde biriktirme amacına yönelik tesisler baraj, çevirme amacına yönelik ve yükseklikleri 5-10 m’yi geçmeyen tesisler ise regülatör olarak anılmaktadır). Günümüzde yüksekliği 300 m’yi geçen barajlar inşa edilmekte olup; şimdiye kadar yapılan uygulamalarda beton, kaya dolgu ve toprak dolgu barajlar en fazla gerçekleştirilmiş olan tiplerdir. Bu tiplerin alt sınıflamalarının da yapılması olasıdır. Örneğin beton barajlar, beton ağırlık, kemer ağırlık veya ince kemer baraj olarak projelendirilmekte ve inşa edilmektedir. 

b)      İletim Yapıları: Barai gövdesi arkasında biriken veya regülatör ile kabartılan suyun santrala iletilmesini sağlayan kanal, tünel ve cebri boru gibi yapılardır. 

c)              Santral Yapısı ve Elektro-Mekanik Aksam: Suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülerek elektrik üretiminin sağlandığı türbinler, jeneratörler ve transformatörler elektro-mekanik aksamı oluşturmaktadır. 

Baraj inşasının tarihçesi oldukça eskidir Ancak, teknolojinin üst düzeylere ulaştığı günümüz dünyasında artık çok yüksek barajlar inşa edilmektedir. Örneğin, Rusya’da son dönemlerde dolgu baraj olarak inşa edilmiş bulunan Nurek barajının yüksekliği 300 m’nin biraz üzerindedir. Bunda jeolojik araştırma metotlarında ve enjeksiyon metotlanndaki gelişmeler, zemin mekaniği biliminde son 50 yılda ulaşılan düzey, stabilite analizlerinin bilgisayarla yapılması gibi faktör­lerin önemli rolü vardır. Özellikle beton barajların her noktasındaki gerilmenin sonlu elemanlar metodu ile hesaplanabilmesi artık mümkün olmaktadır. Yapılan dinamik analizlerle deprem yükleri daha geçerli biçimde kullanılabilmektedir. Geliştirilmiş ölçüm aletleri ile barajların deformasyonları hassas bir şekilde ölçülebilmekte, çeşitli deney cihazları ile yapı malzemelerinin karakteristikleri hassas bir şekilde saptanabilmektedir. Özetlemek gerekirse, bilim ve teknolojide ulaşılan düzey projeyi yapanları ve yapımcıları da cesaretlendirmiş ve dünyanın çeşitli ülkelerinde çok sayıda yüksek baraj inşa edilebilmiştir. İletim yapıları için de aynı değerlendir­melerin yapılması mümkündür. Tünel açımının tarihçesinin oldukça eski olmasına karşın, özellikle tünel açma metotlarında son dönemlerde büyük gelişmeler olmuştur. Bu konuda Avusturya ve Norveç gibi Avrupa ülkeleri başta gelmektedir. Günümüz dünyasında, bilgisayarın da yardımı ile tünel açıklıklarında herhangi bir noktadaki gerilmenin (basıncın) hesaplanabilmesi ve buna uygun destek (iksa) seçiminin yapılması mümkündür.

Elektro-Mekanik aksama ilişkin gelişmeler, genel olarak bu aksamın verimliliğinin artmasını sağlamıştır. Yapılan çalışmalar ile türbin, jeneratör ve transformatördeki kayıplar azaltılarak verim katsayıları artırılmıştır. Bugün artık türbin için %90, jeneratör için %95, transformatör için ise %98 gibi yüksek sayılabilecek verim katsayıları ile karşılaşmak olağandır. 


Buraya kadar bir hidroelektrik santralın iskeletini oluşturan temel tesislerin projelendirilmesi ve inşasına ilişkin dünya teknolojisinde ulaşılan düzey hakkında

örneklerle bilgi verilmeye çalışılmıştır. Ancak gelişmeler elbetteki burada anlatılanlarla sınırlı değildir. İlgili mühendislik dallarındaki her aşamanın hidroelektrik santral konusuna da yansımış olması kaçınılmazdır. 

Bu noktada, Türkiye’nin gelişen bu teknolojik yapıdaki yerinin kısaca incelenmesinde yarar vardır. Son yıllarda ülkemizde Keban, Karakaya, Altınkaya, Oymapınar ve Atatürk barajı gibi yüksek barajlar inşa edilmiş olup, günümüze değin bu barajların fonksiyonlarına ilişkin önemli boyutta sorunlarla karşılaşılmamışım Bu projelerin gerçekleştirilmesi sırasında, projeci, müşavir ve/veya yüklenici olarak yabancı firmaların da katılımı olmuştur. Genel olarak ifade edilmek istenirse, bugünkü koşullarda her yükseklikte dolgu barajların yerli yükleniciler tarafından inşa edilmesi mümkün olmakla beraber, beton baraj inşaatlarında aynı düzeye gelindiğini ifade etmek zordur. 

Tünel inşaatları konusunda, yerli yüklenicilerin çok fazla deneyimli olmamalarına karşın, Urfa Tünelleri gibi kendi alanlarında “dev” sayılabilecek projeler yerli yükleniciler tarafından basan ile tamamlanmıştır. 

Birkaç küçük hidroelektrik santral hariç, şimdiye kadar yapılan uygulamaların hemen hemen tümünde, elektro-mekanik aksam dış ülkelerden sağlanmıştır. Ülkemizdeki üretici firmalar, özellikle büyük projeler için gerekli boyutta hidroelektrik ekipmanı sağlayabilecek kapasitede değildir. 

20 yıl öncesinde Türkiye Elektromekanik Sanayi A.Ş. (TEMSAN) kurulması ile su türbinleri ve jeneratörlerin yurt içinde imali hususunda çok önemli bir adım atılmıştır. Ancak, daha sonra başta kuruluş sermayesi oranı olmak üzere yapısı ve hedefleri değiştirilmiş, devlet desteğine muhtaç bu kuruluş, istikrarlı bir idari yapıdan da yoksun bırakılarak ihmal edilmiştir. İdari yapısındaki istikrarsızlık ve bozulan istihdam anlayışı ve politikası uzman bir kadronun oluşmasını engellemiş, dolayısıyla tasarım ve projelendirme konusunda bütünüyle dışa bağımlı olarak bugünlere gelinmiştir. 

Her hidroelektrik santralın karakteristiği birbirinden çok farklı olduğu için türbin, jeneratör ve elektrik teçhizatı da farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle, hidroelektrik santral üniteleri (türbin-jeneratör) seri üretime uygun değildir. Seri üretim olanağı bulunmayan, her ünite için farklı bir proje ve tasarım gerektiren, yatırım maliyeti çok yüksek ve imalatı uzun süre alan bu iş için özel sektörün ülkemizde yatırım yapması olası görülmemektedir. Bugün Avrupa ülkelerinde mevcut imalatçı firmalar, devlet yönetimleri tarafından desteklenmekte, çeşitli dış politika taktikleri uygulanmakta, iş almaları için işi alacakları ülkelere bu iş karşılığı uygun koşullarda devlet kredileri önerilebilmekte, Ar-Ge ve laboratuvar çalışmaları için gerekli finansmanın büyük bölümü devletçe karşılanmaktadır. 

2.4 Türkiye’de Öncelikle Yapılması Gereken Uygulamalar 

Hidroelektrik enerji için, ilk yatırım maliyetinin yüksek oluşu ve inşa süresinin uzunluğu olumsuz faktörler olarak ileri sürülmektedir. Oysa yapılan etütlere göre 1995 yılı sonu itibariyle tesislerin birim yatırım maliyetleri şöyledir: 

Doğal Gaz Santrallan      680 $/kW 

Linyit Santrallan            1600 $/kW 

İthal kömür Santrallan 1450 $/kW 

Hidrolik Santrallar             1200 $/kW 

Nükleer Santrallar              1800 - 2700 $/kW 

Görüldüğü gibi, sadece doğalgaz santrallan hidroelektrik santral maliyetinden daha ucuzdur. Ancak, doğal gaz santrallannda 1 kWh enerji için ortalama 0.212 m3 doğal gaz tüketilmektedir. 1000 m3 doğalgazın maliyeti 110 $ dır ve kullanılan doğalgazın büyük bölümü ise ithaldir. Yatırım maliyeti ucuz görülse de işletme maliyetleri hidroelektrik santrallara göre pahalıdır. 

Öte yandan, hidroelektrik santralların inşa süreleri uzun olmasına karşın ekonomik ömürleri de termik santrallardan daha uzundur. Kömür yakıtlı santrallar ile kombine çevrimli gaz santral-larının ekonomik ömürleri 25 yıl iken baraj ve hidroelektrik santralların ekonomik hizmet süresi 40-50 yıldır. Bu değerler fizibilite raporlarındaki değerlerdir. Ancak bazı rehabilitasyon çalışmaları ile hidrolik santralların ekonomik ömürleri 75-100 yıla çıkartılabilmektedir. Ayrıca termik santrallar, doğal kaynaklan tüketmektedir. Buna karşılık hidrolik potansiyelin gelişmesi ile, barajlarla meydana getirilen yapay göller vasıtasıyle ortamda oluşan buharlaşma, havzanın daha fazla yağış almasına yol açmakta, diğer bir deyişle, kaynak artırıcı olarak işlev görmektedir. 

Ülke enerji talebinin yeteri kadar yedekli bir arzla karşılanabilmesi için öncelikle ulusal kaynaklara dayandırılması gerekmektedir. Yenilenebilir kaynak oluşu, en az düzeyde çevre etkisi yaratması, çevre kirliliğine neden olmaması, işletme ve bakım masraflannın az olması ve en önemlisi ulusal niteliği ile güvenilir enerji arzı sağlayan bir kaynak oluşu, hidroelektrik enerjinin önemini büyük ölçüde artırmaktadır. 

TEAŞ planlaması WASP 3+ üretim, yatırım optimizasyon modeli olarak bilinen bir model geliştirmiştir. Bu tür senaryolarda planlamanın amacı ülke elektrik enerjisi talebini minimum maliyetle karşılayacak optimum sistem kompozisyonunu ve bu kompozisyonu oluşturan çeşitli üretim bileşenlerinin zamanlamasını ortaya çıkarmaktır. Ülkemizde mali kaynak kısıtlılığı gerekçesiyle, yapılan çalışmalarda yalnızca maliyet boyutu gözetilmekte ve elektrik enerjisi üretiminin minimum maliyete indirilmesi amaçlanmaktadır. Modeldeki temel girdiler santral tipi ve proje seçimi için belirleyicidir. Halbuki toplumsal yaşam için konunun diğer bir belirleyici unsuru çevre kirlenmesidir. Üretim maliyetlerini ve çevre kirliliğini minimuma indirecek bazda üretim dağılımını, yani sistemin optimal kompozisyonunu esas alacak bir model çalışmasının izlenecek yatırım planlamalarında göz önüne alınması, hidroelektrik santral yapımına öncelik kazandıracaktır. Diğer taraftan hidroelektrik potansiyelin geliştirilmesi, enerji arzının yanında, taşkın koruma, sulama ve kullanma suyu temini, balıkçılık, ulaşım ve rekreasyon gibi ilave sosyoekonomik faydalar sağlamaktadır (Oysa, mevcut modellerde bu tür faydalar göz önüne alınmamaktadır). 

Genel olarak bir ülkenin yük eğrisi incelendiğinde iki ana bölüm göze çarpar: Baz yük ve puant yük. Esasen hidroelektrik santrallar puant çalışması gereken santrallardır. Çünkü enerji üretim hammaddesi sudur ve depolanabilmektedir. Bir hidroelektrik santralın kurulu gücü ve üretilebilecek enerjinin planlaması ile tesis ve işletme masrafları, o santralda üretilebilecek olan güvenilebilir enerji miktarına

ve o santraldan çekilecek olan enerji miktarına göre puant yük gereksinimleri göz önüne alınarak saptanır. Ancak ülkemizde baz enerji üretimi yeterli olmadı­ğından hidroelektrik santrallanmız da baz olarak çalıştırılmaktadır. 


Hidroelektrik santrallar çok kısa sürede devreye alınıp devreden çıkanlabildikleri için, puant saatler denilen 18-22 saatleri arasında büyük öneme sahiptirler. Ülkemizde uç pikler ise doğal gaz santrallanndan sağlanmakta, bu da çok pahalıya mal olmaktadır. 

Daha önce de belirtildiği gibi, teknik ve ekonomik hidroelektrik potansiyelin yaklaşık 124.5 milyar kWh olarak belirlenmiş olması, hem Türkiye’nin çeşitli havzalarına dağılmış ve toplam üretim kapasiteleri 124.5 milyar kWh olan tesislerin yapımında teknik açıdan büyük bir sorun olmadığı, hem de bugünkü fiyat dengeleri ile bu tesislerin en ucuz elektrik enerjisi üretim kaynağı olarak algılanması gerektiği anlamını taşımaktadır. Örneğin, bugünün koşullarında bu tesisler arasında yer alan Deriner veya Yusufeli (veya toplam 124.5 milyar kWh’ lik üretim kapasitesini oluşturan tesislerden herhangi biri) baraj ve hidroelektrik santrallan yerine, aynı paternde üretim yapan ve bu tesislerden daha ekonomik olabilecek bir termik santral inşası mümkün değildir. 

Ülkemizde elektrik enerjisi üretimi için sistem planlamaları, diğer bir deyişle hangi tesisin (termik veya hidrolik) hangi yılda işletmeye girmesi gerektiğine ilişkin senaryo çalışmaları TEAŞ (Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi) tarafından yapılmaktadır. Eski adı TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) olan bu kurum tarafından 1994 yılında yayımlanan “Wasp Modeli İle Türkiye Uzun Dönem Üretim - Tüketim İncelemesi (1996-2010)” adlı raporda, 1996-2010 yıllan arası için bir senaryo çalışması yapılmış ve arz-talep dengesine göre çeşitli hidroelektrik ve termik santrallar için uygun işletmeye giriş tarihleri belirlenmiştir. Örneğin, raporda önerilen referans çözüme göre Berke Baraj ve HES’nın 1997 yılında, Kayraktepe Baraj ve HES’nın 2001 yılında, Ilısu Baraj ve HES’nın 2003 yılında, Yusufeli Baraj ve HES’nın 2004 yılında işletmeye alınmış olmaları gerekmektedir. 

Ancak, bu projelerin fiziksel boyutları (baraj yükseklikleri, santral kurulu güçleri vb.) göz önüne alındığında, inşaat aktivitesinin bugün başlatılması durumunda bile, yukarıda belirtilen tarihlerde işletmeye alınabilmeleri kolay olmayacaktır. Bundan çıkan sonuç şudur; hidroelektrik santrallann inşaat programına alınması hususunda bir yavaşlık söz konusudur. Bunun gerekçelerinin tüm detayı ile tartışılması bu raporun kapsamı dışındadır. Ancak bu noktada hidroelektrik santrallann, diğer elektrik enerjisi üretim kaynakları ile göreceli olarak avantaj ve dezavantajlannın kısaca irdelenmesinde yarar vardır. Termik ve nükleer santrallann işletmesinde gereksinim duyulan petrol, ithal kömür, doğal gaz ve uranyum gibi yakıt türlerinin maliyetleri, dünyadaki ekonomik çalkantılardan yoğun biçimde etkilenmektedir. Bu yakıtların arzlanndaki sürekliliğin, politik ilişkilere bağımlı olarak kesintiye uğrama olasılığı da gözardı edilemeyecek bir konudur. Buna karşın, hidroelektrik tesislerin akaryakıtı olarak nitelendirilebilecek olan su tümüyle yerli kaynaktır ve sadece doğal koşullardan (örneğin kuraklık) etkilenmesi söz konusudur. Hidroelektrik santrallann teknik bazda en büyük avantajı, diğer santrallara kıyasla (özellikle pik saatlerde) çok çabuk devreye girme özelliğidir. Gerçekten bir hidroelektrik santralın ani talep durumunda devreye girmesi için sadece birkaç saniyeye gereksinim varken bu süre, termik santrallar için birkaç saati bulmaktadır. 

Hidroelektrik santrallann diğer bir avantajı, bugün sadece ülkemizde değil tüm dünyada gündemde olan çevre sorunlarına ilişkin üstünlükleridir. Gelişmiş ülkelerin çoğunda enerji gereksiniminin büyük bir kısmını karşılayan fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan çeşitli gazların oluşturduğu kirlilik, bugün hala çözüm bekleyen bir çevre problemidir. 

Bu olumlu yönlerine karşın hidroelektrik santrallann en büyük dezavantajı, genelde aynı miktarda üretim yapan bir termik santrala kıyasla daha fazla yatınm gerektirmeleridir (ancak, ekonomik analiz hesaplarında tesislerin sadece yatırım bedellerinin değil, işletme ve yakıt masraflannın da göz önüne alındığının unutulmaması gerekmektedir). Ayrıca, ilk etüt safhasından başlayarak, master plan, yapılabilirlik ve kesin proje aşamalanndan geçen projelendirme süresi ve inşaat süresi oldukça uzundur. Bu süre bazen 10-15 yılı bulabilmektedir. Termik santrallann işletmesi sırasında karşılaşılan sorunlar düzeyinde olmasa da, hidroelektrik santrallann inşaatlan sırasında bazı çevresel olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır. 

Bu açıklamalardan sonra konuyu bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse “teknik ve ekonomik” yapılabilir olduğu sürece, terazinin kefesinin belli bir oranda hidroelektrik santrallar lehine ağır bastığı söylenebilir. Bu saptamalar sonucunda, bu bölümün başlığını oluşturan “Türkiye’de Öncelikle Yapılması Gereken Uygulamalar” sorusunun cevabı, teknik ve ekonomik yapılabilirliği olan hidroelektrik santral projelerinin gerçekleştirilmesinin hızlandırılması olmaktadır. Bu çerçevede: 

■ Özellikle Çoruh, Dicle ve Harşit havzalarında olmak üzere önemli oranda enerji üretim kapasitesine sahip hidroelektrik projelere gereken önem verilerek bir an önce gerçekleştirilmesi ile büyük fayda sağlanacaktır. 

■ İşletmede olan hidroelektrik santrallarda ünite güç ve verimlerini yükseltecek rehabilitasyon çalışmalarının bir an önce başlatılması gereklidir, bu konuda dünya deneyimlerinden yararlanılmalıdır. 

2.5   Öncelikli Uygulamalar ile ilgili Eğitim, Öğretim ve Ar-Ge Etkinlikleri 

Bir hidroelektrik santralın kurulması, jeolojik ve temel araştırmalar, istikşaf (ön inceleme) çalışmaları, master plan, yapılabilirlik ve kesin proje raporlarının hazırlanması ve inşaat safhasını içeren aktiviteleri kapsamakta, çok uzun süre almakta ve yoğun emek ve değişik disiplindeki meslek gruplarının katılımı ile gerçekleştirilebilmektedir. Meteorolojik verilerin toplanması ile başlayan süreç içinde çeşitli aşamalarda inşaat, makine, elektrik, jeoloji, meteoroloji, ziraat, çevre vb. disiplinlere mensup mühendisler görev almakta, çoğu kez bu disiplinlerin yan kollarında uzmanlaşmış kadrolara da gereksinim duyulmaktadır. Bilindiği gibi, diğer

yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla hidroelektrik santral konusunun tarihçesi çok daha eskidir. Özellikle gelişmiş ülkelerde ve bir ölçüde de ülkemizde bu konuda yoğun bir bilgi birikimi vardır. Esasen, daha önce de belirtildiği gibi, gelişmiş ülkelerin bir çoğunda hidroelektrik potansiyelin hemen hemen tümü kullanılmıştır. Bu nedenle bu ülkelerdeki ilgili firmaların çoğu hidroelektrik potansiyele sahip gelişmekte olan ülkelere yönelmiştir. 

Ülkemizde Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE), Devlet Su İşleri (DSİ) gibi resmi kuruluşlar ve bazı özel müşavir firmalar bu konuda belirli bir deneyime sahiptir. Şimdiye kadarki uygulama, master plan ve yapılabilirlik raporlarının kurumlarca veya ihale yolu ile yerli firmalarca, kesin proje raporlarının ise ihale yolu ile “yerli+yabancı” firma gruplarınca hazırlanması şeklinde olmuştur. İhale yolu ile hazırlatılan projelerde, proje kontrollüğü ilgili kuruluş tarafından yapılmaktadır. İnşaat aşamasındaki müşavirlik hizmetleri de genelde “yerli+yabancı” firma grupları tarafından yerine getirilmektedir. 

Kısaca özetlemek gerekirse, gerek ilgili meslek gruplarının çeşitliliği, gerekse hidroelektrik santral alanında proje ve müşavirlik hizmetleri konusunda Türkiye’nin bugün ulaştığı düzey açısından, “eğitim” sorununun çok yönlü olarak tartışılması yararlı olacaktır. Ancak, hidroelektrik santrallar konusunda

projecilik ve yapımcılığa katılarak kazanılan deneyimin de en az eğitim kadar önemli kazanımlar sağlayacağı bir gerçektir. 


Ülkemizde uzun yıllar değeri pek anlaşılmayan Ar-Ge çalışmaları ile mühendislik çalışmalarına (proje ve tasarım) artık gereken önem verilmeli, tutarlı ve gerçekçi bir istihdam politikası uygulanarak bu alanda çalışanlara destek olunmalı ve sahip çıkılmalıdır. TEMSAN’ın kurulduğu yıllarda 500′den fazla hidroelektrik santral kurulması planlanan ülkemizde, böylesine isabetli bir yatırımın devlet eliyle yapılması ne kadar doğru ise, geçen zaman içinde yatırımın devletçe desteklenmemesi, teşvik edilmemesi, bir takım yasal önlemler alarak yapılacak santrallarda yerli üretim oranının artırılmasına çalışılmaması da o denli yanlış olmuştur. Ancak burada en büyük problem olarak finans sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu konuya “Konuya ilişkin Yasal ve Kurumsal Düzenlemeler” bölümünde değinilecektir. 

2.6   Konuya ilişkin Yasal ve Kurumsal Düzenlemeler 

Daha önce de belirtildiği gibi “teknik ve ekonomik” yapılırlıklan belirlenmiş bulunan hidroelektrik santral projelerinin gerçekleştirilmesinde, finansman temini başlıca   sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun aşılabilmesi ve gerekli fınans ihtiyaçlarının zamanında ve yeterince karşılanabilmesi için hidroelektrik santral projelerinin özel şirketler tarafından Yap-İşlet-Devret (YİD) kapsamında gerçekleştirilmesine olanak sağlayan 3096 sayılı kanun 1984 yılında yürürlüğe konulmuştur. Dünyada BOT (Built-Operate-Transfer) olarak tanınan bu model ile sorunun özel sektörün sağlayacağı uygun şartlardaki krediler ile çözülebilmesi amaçlanmıştır. Ne yazık ki, geçen süre içinde bu model istenen düzeyde işlerlik kazanamamış, 13 yıl içinde sadece 5 adet küçük hidroelektrik santral işletmeye alınabilmiştir. Şu anda YİD kapsamında inşaatı devam eden 6 adet hidroelektrik santralın toplam kurulu gücü 782 MW’tır. İnşaatı devam eden santrallar arasında 672 MW kurulu gücü ile Birecik santralı ilk sırada yer almaktadır. 

Bugünkü durumu ile hidroelektrik santralların fınans sorunu, karar verici mercilerin de katılımı ile üst düzeyde çözülmesi gerekli bir sorun görünümündedir. 2000′li yıllarda potansiyel bir elektrik enerjisi sıkıntısının gündemde olduğu günümüz Türkiye’si için bunun önemi ortadadır. Öncelikle YİD modelindeki tıkanıklıkların gerekçelerinin araştırılması, varsa yasal boşlukların doldurulması veya “Yap-İşlet”, “İmtiyazlı Şirket” gibi modellerin de en azından tartışmaya açılması, çözüm yolunda atılacak “ilk adımlar” olabilecektir. 

2.7 Küçük Hidroelektrik Enerji 

Enerji literatürlerinde büyük hidroelektrik enerji klasik yenilenebilir kaynak grubunda ele alınırken, küçük hidroelektrik enerji yeni ve yenilenebilir kaynaklar grubuna sokulmaktadır. EİE tarafından yapılan çalışmalarda 101 kW - 10 MW arasındaki hidroelektrik olanaklar küçük hidroelektrik enerji olarak varsayılmaktadır. Türkiye’de yağış alanı 1000 km2‘yi geçmeyen ve 1515 küçük akarsu havzasını kapsayan, teknik yönden üretilmesi olanaklı güvenilir enerji potansiyeli 13.7 TWh/yıl, ortalama akım koşullarında üretilebilir enerji 32.9 TWh/yıl olarak bulgulanmıştır. Bu grupta 5-10 MW’lık bazı olanaklar ele alınmış, birkaç MW’lık olanlara sınırlı biçimde bakılmış, birkaç yüz kW’lık olanaklara ise hiç el atılmamıştır. 

Gücü 10 MW’ın altında olan hidroelektrik santralların Türkiye genelinde toplam kurulu gücü 797 MW olup, yıllık güvenilir enerji üretimleri toplamı 1653 GWh ve yıllık ortalama enerji üretimleri ise 3695 GWh’dır. Ancak, söz konusu santralların 130 MW kadarı işletilmekte olup, bunların yıllık güvenilir

üretim miktarı 225 GWh, yıllık ortalama enerji üretimleri de 450 GWh düzeyindedir. Potansiyel ve üretim karşılaştırması küçük hidrelektrik olanakların gözardı edil­diğini göstermektedir. 


Küçük hidroelektrik olanakların değerlendirilmesi için EİE bünyesinde bazı çalışmalar yapılmıştır. TEMSAN küçük su türbini üretimi gerçekleştirmiştir. Halen bu konuda görev belirsizliği bulunmakta, küçük hidroelektrik olanaklar sahipsiz görünmektedir. EİE ve DSİ’nin faaliyet sahaları ve deneyimleri göz önünde bulundurularak, bu kuruluşların iş kapasitelerinin geliştirilmesi doğrultusunda yapılacak yasal mevzuat ve teşkilat düzenlemeleri ile küçük hidroelektrik santrallar konusuna el atılmalı, bu santralların, suların değişik amaçlı kullanımları ile entegre biçimde kurulmaları sağlanmalıdır. Ayrıca, kooperatiflerin bu tür santralları kurma­larına, ürettikleri elektriği üretim ve dağıtım kuruluşlarına satmalarına olanak tanıyan bir yasal düzenleme de düşünülmelidir. 

   

2.8 Sonuç ve Öneriler 

■     Hidroelektrik enerji, Türkiye’nin kullanılabilir en önemli yenilenebilir enerji kaynağını oluşturmaktadır. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde, bugünkü teknik potansiyelin tamamının ekonomik potansiyel karakteri kazanması ve kullanılır duruma sokulması gerekeceği beklenebilir. 

■     Hidroelektrik kaynakların gelişim planlarının gerçekleştirilebilmeleri uzun bir süre gerektirdiğinden ve bu arada ekonomik tutarlılık sınırları da doğal olarak mutlak değer taşımadıklarından, farklı zamanlarda farklı ekonomik kriterler açısından değerlendirilmiş olan su kuvveti gelişim planlarının, belirli aralarla ve eş kriterlere göre revizyondan geçirilmeleri, gerekli eklenti ve değişikliklerin yapılması ve böylelikle seçenekler arasında daha uyumlu kıyaslama olanağı sağlanması yerinde olacaktır. Teknik yönden değerlendirilebilir hidro­elektrik potansiyel ile ekonomik yönden yararlanılabilir hidroelektrik potansiyel arasındaki farklar da, bu tür revizyonların ve yeniden değerlendirmelerin gerekliliğini kanıtlamaktadır. 

■     Hidroelektrik enerji yatırımları için Yap-İşlet-Devret (BOT) modelinin etkin kullanımını sağlayacak hukuksal altyapı en kısa zamanda oluşturulmalıdır. Bu modelle yapılacak santralların işletme süresi sonunda DSİ’ye devredilmesi söz konusu olacağından, projelerin oluşturulması ve santralların kuruluş aşamasında DSİ denetimi ve onayı öngörülmelidir. BOT kapsamında kurulacak santralların işletme ve devir süreleri, rehabilitasyon çalışmaları ile uzatılabilmeli, hidroelektrik santrallar için Yap-İşlet (BO) modeline de geçerlilik kazandırıl­malıdır. 

■     Özel sektör eliyle geçekleştirilecek büyük hidroelektrik enerji yatırımları için gerekli hukuksal düzenlemeler yapılıncaya dek bir süre geçmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu da yakın gelecekte hidroelektrik enerji üretiminde devletin payının aşağıya çekilmesinin çok zor olacağını göstermektedir. Dolayısıyla, büyük bir enerji darboğazına girilmemesi için, devletin yatırım bütçesinde hidroelektrik enerji üretimine ayrılan payların artırılması zorunluluğu vardır. Ayrıca, DSİ tarafından inşa edilerek, işletmesi TEAŞ’a devredilen santrallardan sağlanacak üretim bedelinden bir geri ödeme payı DSİ bütçesine aktarılmalıdır. 

■     Ülkemizde uzun yıllardır değeri pek anlaşılmayan Ar-Ge çalışmaları ile mühendislik çalışmalarına (proje ve tasarım) gereken önem verilmeli, tutarlı ve gerçekçi bir istihdam politikası uygulanarak bu alanda çalışanlara destek olunmalı ve sahip çıkılmalıdır. TEMSAN’ın kurulduğu yıllarda 500′den fazla hidroelektrik santral kurulması planlanan ülkemizde, böylesine isabetli bir yatırımın devlet eliyle

yapılması ne kadar doğru ise, geçen zaman içinde yatırımın devletçe desteklenmemesi, teşvik edilmemesi, yapılan santrallarda yerli üretim oranının artırılması için gerekli yasal önlemlerin alınmaması da o denli yanlış olmuştur. Bugünkü ekonomik politika kapsamında, TEMSAN’ın devlet desteği kesilmemek koşulu ile yerli ve yabancı özel sermayeye açılması üzerinde durulmalı, ancak temel amaç TEMSAN’ın güçlendirilmesi olmalıdır. 


■    Enerji literatürlerinde büyük güçlü hidroelektrik uygulamalar klasik yenilenebilir enerjiler
kapsamında yer alırken, küçük hidroelektrik enerji yeni ve yenilenebilir enerjiler kapsamına
sokulmaktadır. EİE ve DSİ’nin faaliyet sahaları ve deneyimleri göz önünde bulundurularak,
bu kuruluşların iş kapasitelerinin geliştirilmesi doğrultusunda yapılacak yasal mevzuat ve
teşkilat düzenlemeleri ile küçük hidroelektrik santrallar konusuna el atılmalı; bu santralların, 


suların değişik amaçlı kullanımları ile entegre biçimde kurulmaları sağlanmalıdır. Ayrıca, kooperatiflerin bu tür santrallan kurmalarına, ürettikleri elektriği üretim ve dağıtım kuruluş­larına satmalarına olanak tanıyan bir yasal düzenleme de düşünülmelidir.



« Son Düzenleme: 10 Aralık 2007, 16:18:50 Gönderen: Enis » Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Lustrous by
sPaNdAu£r

FoRuMBoL Themes